ps arti basketbol mouse futbol gulenyuz mercek kahve kalem egitim oyun egitim1 foto kalp eglence dunya bilim iletisim yaprak menu1 istatistik ucak ayar yorum1 windows monitor canta whatsapp duyuru apple yemek power wifi kullanici ceptelefonu klasor soru yildiz takvim at ates yorum rastgele tamir xbox sinema moda nota bilgi alinti saglik saat video menu2 gozluk ok ev kadin astroloji bitcoin araba
Dini ve İslami Bilgiler | Allah yolunda

Peygamberimizin Sevgisine Nasıl Karşılık Verebiliriz?

20.01.2021
5
Peygamberimizin Sevgisine Nasıl Karşılık Verebiliriz?
REKLAM ALANI

Rasûlullâh’ın ümmetine duyduğu şefkat, merhamet ve muhabbete mukâbil, ümmeti olarak biz bu sevgiye ne kadar karşılık verebiliriz?

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e duyulan gerçek bir aşk ve muhabbetin neticesi, O’nun yolunun tozunu baş tâcı eylemek, O’na cân u gönülden itaat edip teslîm olmaktır.

Zira O öyle bir şahsiyettir ki, her yönüyle insanlık için serâpâ bir rahmetten ibârettir. Bu meyanda O’nun kalbinin mü’minlere karşı ne derecede şefkat ve merhametle dolu olduğunu şu âyet-i kerîme ne güzel sergiler:

“Andolsun ki size kendi içinizden öyle izzetli bir peygamber geldi ki, sıkıntıya düşmeniz O’na çok ağır gelir. Size çok düşkündür. Mü’minlere karşı Raûf (cidden şefkatli) ve Rahîm (son derece merhametli)dir.” (et-Tevbe, 128)

PEYGAMBERİMİZİN ÜMMETİNE ŞEFKAT VE MERHAMETİ

O’nun ümmetine olan şefkat ve merhametini gösteren hadîs-i şerîflerinden biri şöyledir:

“Ey îmân edenler! Allah sizi emniyet içinde tutsun! Sizi gözetsin! Sizi kötülüklerden korusun! Size yardım etsin! Sizi yüceltsin! Size yol göstersin! Sizi kendi emniyetine alsın! Sizleri her türlü tâlihsizlikten sakındırsın ve dîninizi sizler için korusun!..”[1]

O, fiiliyle, kavliyle ve ahlâkî olgunluğuyla bütün insanlığı kuşatan bir rahmetti; yol göstericiydi. Hidâyet yolunda her türlü meşakkat ve çilenin en büyüğü O’nun sırtındaydı. Ümmetinin hidâyet ve rahmete nâil olabilmesi için öyle bir sabır ve gayretin içindeydi ki, bâzen kendisini harâb etmemesi için îkâz-ı ilâhî sâdır olurdu:

“Demek ki bu söze (Kitâb’a) inanmazlarsa (ve bu yüzden helâk olurlarsa diye) arkalarından üzülerek neredeyse kendini mahvedeceksin!” (el-Kehf, 6)

(Rasûlüm!) Onlar îmân etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!” (eş- Şuarâ, 3)

Âyet-i kerîmeler, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in dünyada yaşayan her insanın Allâh’a inanmasını ve kendisini Cehennem azâbından kurtarmasını, şefkat ve merhamet muktezâsı olarak istediğinin çok açık bir delilidir.

VÂSIL-I İLÂLLÂH OLABİLMENİN SIRRI

Rasûlullâh’ın ümmetine duyduğu bu engin şefkat, merhamet ve muhabbete mukâbil, ümmeti olarak biz bu sevgiye ne kadar karşılık verebildiğimizi tefekkür etmek zorundayız.

Hakîkaten, Allah Rasûlü’ne olan muhabbetimizin ölçüsü, Kur’ân’ı ve Allah Rasûlü’nü rehber edinerek, O’nun hâli ile ne kadar hâllendiğimizle belli olur. Onu seven ve O’nun uğruna her şeyini fedâ eden ashâb-ı kirâm, O’nu nasıl duydu ve hissetti? O’nun hâliyle nasıl hâllendi ve ahlâkını hayâtına nasıl aksettirdi? Acaba bizler bu hâllerin neresinde bulunuyoruz? O’na olan muhabbetimizi bu ölçülerle mîzan edip gönüllerimizi O’nun ahlâkı ile tezyin etmeliyiz. Günahlarımız, hatâlarımız, kusurlarımız ve isyanlarımız O’nun zemzem misâli tertemiz ahlâkıyla yıkanmalı, O’nun mübârek hayâtının mânâ ve hikmeti ile mânevî bir diriliş yaşamalıyız.

Vâsıl-ı ilâllâh olabilmenin sırrı, Allâh’ın kitâbına ve Varlık Nûru’nun Sünnet-i Seniyye’sine, yani yüksek ahlâk ve davranışlarına hulûs-i kalb ile yakınlaşabilmek, Allah ve Rasûlü’nün sevdiklerine muhabbet, zıtlarına da nefrette gizlidir.

Zira ilâhî muhabbetler, gönlü diri tutar, sıhhatli kılar, hayra istikâmetlendirir. Muhabbet ve onun zıddı olan nefret, ikisi birden aynı anda bir kalpte bulunamaz. Ne var ki, gönül boşluk kabul etmediği için, birinin yokluğu, diğerinin varlık sebebidir. Bu iki zıtlık arasındaki fark, a’lâ-yı illiyyîn ile esfel-i sâfilîn arasındaki mesâfe kadar sonsuzdur.

Şâir Kemâl Edib Kürkçüoğlu, Allah Rasûlü’nün Sünnet’inden ve muhabbetinden uzakta kalan gâfil mü’minleri şu beytiyle ne güzel irşâd ve îkâz ediyor:

İltifâtından uzak düşmesi eyvâh eyvâh;

İki dünyâda yeter gâfile hüsrân olarak!..

“Eyvâh, eyvâh! Hazret-i Peygamber’in iltifâtından uzak düşmesi, gâfil bir insana elbette hüsrân olarak yeter!..”

Rabbimiz bizleri, O’na muhabbetle bağlanan lâyık bir ümmet eylesin! Zira O, kâ’bına erişilmez bir merhamet ve şefkat ufkuydu!..

Gerçekten, hidâyeti için var gücü ile çabaladığı insanların O’nu taşlamaları ve hakâret etmeleri karşısında yine de onlara hayır-duâ eden Hazret-i Peygamber’e, Zeyd bin Hârise’nin:

“–Yâ Rasûlallâh, onlar size şu ağır zulmü revâ görüyorlar… Siz hâlâ onlara duâ mı ediyorsunuz?” demesi üzerine O’nun:

“–Başka ne yapabilirim ki! Ben azâb için değil, rahmet için gönderildim…” diyerek onların hidâyetine duâ etmesi, yüksek bir fedâkârlık, vefâkârlık, iyi kalplilik, merhamet ve şefkatin erişilmez zirvesinde olduğuna şehâdet etmez mi?

Hakîkaten Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in peygamberliği ile beşeriyet, beklediği ulvî hidâyet rehberlerinin en mükemmeline kavuşmuştur. Bu yüzden bugün hâlâ hodgâm ve nefsânî bir hayat yaşamaya devam edenler, böyle yüce bir örnek şahsiyet gelmeden önce câhilî bir hayat yaşayanlardan daha mes’ûl bir mevkîde bulunmaktadırlar.

Bu bakımdan, insanlığın ekseriyetle kuvvete râm olup nefsin sultasında yaşadığı günümüzde, O Varlık Nûru örnek şahsiyetin, karakter ve şahsiyet inşâsına daha büyük bir ihtiyaç içindeyiz!.. Tarihimizin ihtişam devirlerindeki en büyük müessir de, O şânı yüce Peygamber’in hakîkî vârisleri olan amel-i sâlih sahibi mü’minlerin varlığı ve onların topluma örnek bir şahsiyet sunmaları idi. Hâlbuki günümüzdeki ahvâle nazar ettiğimizde en hazin gerçeklerden birinin, böyle örnek şahsiyetlerin azlığı sebebiyle mâneviyat sahasında yaşanan hüsran olduğunu müşâhede etmekteyiz.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in, O’nun izinden gidenlerin ve bilhassa kendi tarihimizdeki îman ve vecd kahramanlarının heyecan dolu gönüllerinin seviyesine yeniden ulaşabilmek için tekrar o âbide ve örnek insanlara sahip olmamız gerekmektedir.

Bunun için de onları duymak, anlamak ve onların gönül âlemlerinden hisse alabilmek gerekir. Yani onların bu fânî âlemi nasıl telâkkî ettiklerini, Allâh’ın kendilerine ihsân ettiği akıl, iz’an, idrâk, can ve malı nasıl kullanarak hem kendilerine hem de insanlığa saâdet yolunu açtıklarını iyi bilmek îcâb eder.

Dipnot:

[1] Taberânî, Evsat, IV, 208; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, Beyrut 1967, IV, 168.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Emsalsiz Örnek Şahsiyet, Erkam Yayınları

REKLAM ALANI
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.