ps arti basketbol mouse futbol gulenyuz mercek kahve kalem egitim oyun egitim1 foto kalp eglence dunya bilim iletisim yaprak menu1 istatistik ucak ayar yorum1 windows monitor canta whatsapp duyuru apple yemek power wifi kullanici ceptelefonu klasor soru yildiz takvim at ates yorum rastgele tamir xbox sinema moda nota bilgi alinti saglik saat video menu2 gozluk ok ev kadin astroloji bitcoin araba
Dini ve İslami Bilgiler | Allah yolunda

Peygamberimizin Kabrini Ziyaret Etmenin Hükmü

20.01.2021
26
Peygamberimizin Kabrini Ziyaret Etmenin Hükmü
REKLAM ALANI

Peygamber (s.a.s.) Efendimizin kabrini ziyaret etmenin hükmü nedir?

İslâm’da, henüz kader inancının kökleşmediği ve câhiliye alışkanlıklarının devam ettiği dönemde kabir ziyareti yasaklanmış, ancak daha sonra serbest bırakılmıştır. Hadiste şöyle buyurulur: “Size kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım. Bundan böyle kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü bu ziyaret size ölümü hatırlatır.” [1]

Hz. Peygamber 632 M. yılında vefat edince, mescidin bitişiğinde bulunan, vefat ettiği evinin odasına defnedilmiştir. Daha sonra Hz. Ebûbekir ile Hz. Ömer de onun yanına defnedilmiştir. Mescid-i Nebevî büyütülürken, bu kabirler de ana duvarların iç kısmında kalmış, iç çevresi duvar ve demir parmaklıklarla ayrılarak ve üstlerine de kubbe yapılarak, mescitten ayrı bir görünüm verilmiştir.

HZ. PEYGAMBER’İN KABRİNİ ZİYARET

İslâm bilginleri hac yapanların hacdan önce veya sonra Rasûlullah’ın kabrini ziyaret etmeyi vâcip derecesinde önemli saymışlardır. Bir zaruret bulunmadıkça bu ziyaretin ihmal edilmesini bir gaflet ve duygusuzluk olarak değerlendirmişlerdir. Bu konuda aşağıdaki hadisler teşvik edici olmuştur. “Beni vefatımdan sonra ziyaret edenler, hayatımda ziyaret etmiş gibidir.” [2] “Kabrimi ziyaret edenlere şefaatim sâbit bir hak olur.” [3] “Kim gönlünde beni ziyaretten başka bir düşünce olmaksızın, beni ziyarete gelirse, kıyamet günü ona şefaatçı olmak benim üzerimde bir hak olur.” [4]

Medine’ye varılınca, mümkünse boy abdesti veya namaz abdesti alarak Mescid-i Nebevî’ye gidilir. “Bâbü’s-Selâm (Selâm Kapısı)” veya “Bâbü Cibrîl” den girilir. Kerâhet vakti değilse iki rekât “tehıyyetü’l-mescid” namazı kılınıp dua edilir. Bu namazı mümkünse Ravza-i Mutahhare denilen yerde kılmak uygun olur. Hz. Peygamber’e sağlığında iken nasıl saygı göstermek gerekli ise, vefatından sonra da aynı şekilde gereklidir. Bu yüzden tevazu, edep ve sükûnetle, kabr-i saadet tarafına yaklaşarak başı hizasında durulur ve şöyle selam verilir: “es-selâmü aleyke yâ seyyidî, yâ Rasûlallah, es-selâmü aleyke yâ Nebiyyallah…” (Sana selâm olsun, ey efendim, ey Allah’ın elçisi! Sana selâm olsun, ey Allah’ın habercisi!). Kabir ziyaretinde okunacak dualar okunur. Sonra Ebûbekir ve Hz. Ömer’in başı hizasında durarak, onlara da selâm verilir ve dua okunur. Onların bu selâmı aldıkları ve gelen ziyaretçiden haberdar oldukları düşünülür.

Nitekim Allah’ın Elçisi Bedir savaşından sonra, yerde yatan Kureyş cesetlerine seslendiğinde, Hz. Ömer, “bu duygusuz cesetlere mi sesleniyorsunuz?” deyince şöyle buyurmuştur:Siz bunlardan daha fazla işitici değilsiniz. Fakat bunlar cevap veremezler.” [5] Bu konuda Hz. Âişe; Gerçekten sen sözünü ölülere duyuramazsın.” [6] âyetine dayanarak, yukarıdaki hadisi “gerçeği, şimdi ölünce daha iyi anladınız” şeklinde yorumlamıştır. Çoğunluk İslâm âlimleri ise, bu konuda Hz. Âişe’ye muhalefet ederek, Abdullah İbn Ömer’in naklettiği, yukarıdaki Ömer hadisini esas almışlardır.[7]

Medine’de kalındığı süre içinde, Mescidde mümkün oldukça kaza veya nâfile namaz kılınır, Kur’an okunur, dua, tesbih ve zikir yapılır.

Medine’den ayrılacak olan ziyaretçi, son olarak Rasûlullah (s.a.s)’in kabrini ziyaret ederek vedâ eder. Uygun bir yerde, mümkünse Ravza’da iki rekât şükür namazı kılarak, saygı ile Mescid-i Nebevî’den ve Medine-i Münevvere’den ayrılır.

Dipnotlar:

[1] bk. Müslim, Cenâiz, 106, Edâhî, 37; Tirmizî,Cenâiz, 7, 60; Ebû Dâvud, Cenâiz, 77, Eşribe,7; Nesâî, Cenâiz, 100; Mâlik, Muvatta’, Dahâyâ, 8. [2] Dârekutnî, II, 278, H. No: 192; Beyhakî, Şuabü’l-İmân, III, 488, H. No: 4151. [3] Dârekutnî, II, 278, H. No: 192; Beyhakî, Şuabü’l-İmân, III, 490, H. No: 4159. [4] Taberânî, Evsat, V, 275, H. No: 4542. [5] A. İbn Hanbel, II, 121. [6] Rûm, 30/52. [7] Zebîdî, Tecrîd-i Sarîh Terc., Kâmil Miras, Ankara 1985, IV, 580.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

REKLAM ALANI
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.