ps arti basketbol mouse futbol gulenyuz mercek kahve kalem egitim oyun egitim1 foto kalp eglence dunya bilim iletisim yaprak menu1 istatistik ucak ayar yorum1 windows monitor canta whatsapp duyuru apple yemek power wifi kullanici ceptelefonu klasor soru yildiz takvim at ates yorum rastgele tamir xbox sinema moda nota bilgi alinti saglik saat video menu2 gozluk ok ev kadin astroloji bitcoin araba
Dini ve İslami Bilgiler | Allah yolunda

Peygamber Efendimiz’in Mübarek Göğsünün Yarılması Hadisesi

01.06.2021
2
Peygamber Efendimiz’in Mübarek Göğsünün Yarılması Hadisesi
REKLAM ALANI

İkinci şerh-i sadr: Kalb-i Nebî’nin merhamet, şefkat ve rahmet ile doldurulması…

Ebû Hüreyre[1] -radıyallâhu anh-, Peygamber Efendimiz’e -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hiç kimsenin sormaya cesâret edemediği şeyleri sormak husûsunda son derece cesur davranır, hiç çekinmezdi. Bir gün Fahr-i Kâinât Efendimiz’e:

“−Yâ Resûlallâh! Nübüvvetle alâkalı ilk gördüğünüz alâmet nedir?” diye sordu.

İki cihânın saâdet rehberi olan Allâh Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-şöyle buyurdu:

“−Ey Ebû Hüreyre! Mâdem sordun, söyleyeyim. Ben on yaşlarındayken birgün sahrâda idim. Başımın üstünden gelen bir sesle irkildim. Bir adam diğerine sordu:

“−Bu, O mu­dur?”

Öteki cevap verdi:

“−Evet, bu O’dur.”

O zamâna kadar hiç kimsede görmediğim yüzler, kimsede bulmadığım rûhlar ve hiç kimsede görmediğim el­biselerle karşıma çıktılar. Yürüyerek bana doğru gelen o iki adamdan her biri, bir kolumdan tuttu, fakat dokunduklarını hiç hissetmedim.

Biri ar­kadaşına:

“−Haydi O’nu yere yatır!” dedi.

Berâberce beni yere yatırdılar. Ben hiçbir zorluk ve güçlükle karşılaşmadım. Yine biri diğerine:

“−Haydi göğsünü aç!” dedi ve o da açtı. Fakat ne kan gördüm, ne de bir acı hissettim. Ona yine şöyle dedi:

“−Haydi, oradaki kin ve hasedi çıkar!”

O da oradan kan pıhtısı gibi bir şey çıkardı. Sonra onu fırlatıp attı.

 “−Haydi, şimdi onun ye­rine şefkat ve merhameti yerleştir!” dedi. Çıkardıkları şey büyüklüğünde ve gümüşe benzeyen bir şey koyduklarını gördüm. Sonra sağ ayağımın baş parmağını tutup oynattı ve:

“−Haydi selâmetle git!” dedi.

Ben kalkıp giderken içim şefkat ve merhametle dolu idi. Ondan sonra da hep kü­çüklere karşı şefkat, büyüklere karşı da merhamet hissettim.” (Ahmed, V, 139; Heysemî, VIII, 223)

[1] Ebû Hüreyre’nin -radıyallâhu anh-önceki ismi Abdüşems idi. Müslüman olduktan sonra Abdurrahmân adını aldı. Bir gün elbisesinin içinde bir kedi götürüyordu. Kendisini gören Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–O nedir?” diye sordu. Ebû Hüreyre:

“–Kedi” cevâbını verdi. Bunun üzerine Allâh Resûlü ona “Kedicik babası” anlamında “Ebû Hüreyre” diye lâtîfe yaptı. O günden sonra bu künye ile tanındı ve asıl ismi unutuldu. Kendisine isminden ziyâde Resûl-i Ekrem’in verdiği bu künye ile hitâp edilmesini isterdi. Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-, hicretin yedinci senesinde Medîne’ye geldi. Mescid-i Nebevî’nin sofasında yatıp kalkan ve kendilerine Ashâb-ı Suffe denen fakir müslümanlardan biriydi. Gece gündüz Peygamber Efendimiz’den ayrılmaz, ondan duyduğu hadîsleri öğrenmeye çalışırdı. Peygamber Efendimiz’in bizzat kendisinden ve diğer büyük sahâbîlerden duyduğu mükerrerleriyle birlikte 5374 hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Böylece ashâb-ı kirâmdan en çok hadîs rivâyet eden o olmuştur. Hicrî 59 senesinde Medîne’de 78 yaşında iken Allâh’ın rahmetine kavuşmuştur.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hz. Muhammed Mustafa 1, Erkam Yayınları

 

REKLAM ALANI
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.